| BAK POSTACI GELİYOR
Ercan İmre
Ülkemizde telefonun özelleştirilmesinden sonra
PTT'den geriye posta ve telgraf kaldı. Bilmiyorum içinizde hala
telgrafı kullanan var mı? Belki gidemediğimiz bir düğün kutlaması
için kullanıyoruz. Eskilerde olur olmaz saatlerde postacı kapımızı
çalar, "Telgraf" diye seslenirdi, insanlar kalpleri gümbürdeyerek
telgraf kağıdını ellerine alır, mor kalın kalemle yazılmış yazıları
okumaya çalışırlardı. Bu telgraflar ya uzak bir akrabadan sevinçli
bir haber, bir yolculuk veya beklenmedik bir ölümü bize bildirirlerdi.
Peki ya posta ve postacı günümüzde ne ifade ediyor
artık bizler için. Bir kere postacı toplumun gözünde saygın bir
kişiydi. Gerek yaptığı iş gerek o katı ve yüzü asık memur anlayışının
dışında, daha sevecen, samimi,halkın içinde bizden biri gibi durduğu
için postacılar toplumumuz tarafın her zaman sevilmiştir. Yeşil
haki üniforması önü siyah siperlikli şapkası ve vazgeçilmezi büyük
meşin posta çantası. Posta çantaları her zaman şaşırtıcı biçimde
tıka basa dolu olurdu. Neler olmazdı ki bu çantaların içinde; başta
mektuplar, kenarları kırmızı, mavi şeritli olanlar uçak mektupları,
dikdörtgen olan zarflar işle ilgili olan şeyler, sarı ucuz zarflar
mutlaka bir devlet dairesinden gelir, dergiler, büyük zarflar, yurtdışından
gelen üzeri güzel ve bol pullarla süslü zarflar say say bitmez bir
pandora kutusu gibidir postacının çantası. Bütün bu posta ve mektuplar
bize başta küçük yaşta pulculuğu ve koleksiyon zevkini aşıladı.
Sonra özellikle yılbaşı ve bayramlarda insanların bir birlerine
atıkları kartlar sayesinde başka başka diyarları, memleketleri tanımamıza
bu kartları toplayarak bambaşka bir kültür oluşturmamızı sağladı.
Çocukluğumda okuduğum bir çizgi roman vardı: "Basri
ile Fatoş". Amerikan kaynaklı bu çizgi romanda kahramanımız Basri
devamlı postacıyla kavga halindeydi, kıyasıya
dövüşürlerdi, çocuk aklımla saygın bir adam olan postacıyla bu kavgaların
neden yapıldığını bir türlü kavrayamazdım. Bu durumu ancak yıllar
sonra postacılar bize de kredi kartı ekstersinden gayri bir şey
getirmeyince anlayabildim. Çizgi romanımızda Fatoş, Amerikan standardına
uygun olarak bol bol alışveriş yapıyor, faturaları da getirmek postacıya
düşünce postacı vermek Basri de almamak için büyük bir çaba içersinde
mücadele ediyorlardı. Nerdeyse elli yıl sonra Amerika'yı yakalamış
olduk. Artık postacılarımız çantasında o canım mektuplar yok. Onun
yerine bankadan gelen ekstralar, elektrik su faturaları, mahkemenden
gelen icra takipleri ve diğer ıvır zıvır faturaları bulunmakta.
Böylece biz de postacılarla kavgaya başlamış olduk, postadan tatlı
ve güzel bir şeyin çıktığı yok varsa fatura oksa fatura.
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl tam anlamıyla bir
iletişim çağı. İnternet ve cep telefonu sayesinde alıştığımız bir
çok şey değişmiş durumda, onların yerlerini yepyeni iletişim ve
haberleşme araçları aldı. Artık kimse yardan bir haber ve mektup
beklemiyor çünkü e-mail, hatta görüntülü masenger var artık. Edebiyat
içinde çok önemli bir yer tutan ve edebi bir tür olan mektup tamamen
yok oldu veya oluyor. Halbuki bir çok yazar, edebiyatçı ve siyasetçinin
yazdıkları mektuplardan ne çok şey öğrenmiştik. Düşünsenize yerine
ulaşan veya ulaşmayan mektuplar yüzünden tarihin akışı bile değişebilirdi.
Bu haftaki plağımızda yar hasretiyle yanıp tutuşan
ve ondan haber bekliyen birinin öyküsü var. Belki uzak diyarlardaki
bir sevgilinin gözyaşlarıyla ıslanmış bu mektuplar postacılarla
birlikte artık yok olup gittiler. Zaten postacılarda siperlikli
şapka değil Amerika usulü kep giyiyor artık.

Postacı
Bekletip de beni üzmesin postacı
Uzadı mektubum artık arasın
İstemem bulmasın başlık parası
Sözümü tekrar et selamet gayri
Kalkıyormuş her gün sılaya doğru
Yetişsin beni yoksa everecekler
Yarim yapıştırmış pulu gönlüme
Vur postacı damgayı gönder yerine
Beste: Bora Ayanoğlu
Seslendiren: İnci Çayırlı
Saner Plak-SP: 1017A
|